26 Haziran 2007 Salı

Serial Experiments Lain


Matrix'te (ilk filmi baz alarak konuşuyorum) sorulara doğrudan cevap verilmez, izleyici yönlendirilmeye çalışılmaz. Film betimleyicidir, deskriptiftir, norm koymaya çalışmaz.

İşte bu çoğulcu yapı nedeniyle, çok katmanlı bir okuma için ipuçları içerir. Senaryo tamamen yoruma açıktır, çözüm izleyici düzleminde ortaya çıkar. Film izleyiciyi kendisine sunduğu sosyal, siyasal, düşünsel çıkarımların bir tüketicisi olarak göreceğine; izleyecinin kendi ilgi alanı ve donanımına koşut olarak, filmin içerdiği okumalardan birini ya da birkaçını seçen ve kurgu içersinde bir dedektif gibi iz sürerek senaryoyu yeniden biçimlendiren olarak görür. Günümüzün avangardist/deneysel yapımlarında izleyici/okur hazırlop metinlerin tüketicisi değil, çok katmanlı metinlerin çözücüsü ve üreticisidir. (Bu konuyla ilgili olarak Wikipedia'dan "alımlama estetiği - rezeptionaesthetik teorisi"ni ve Wolfgang Iser'i aratıp daha fazla bilgi edinebilirsiniz.)

Bu bağlamda Matrix'i izleyen bazı arkadaşlarım aksiyon sahnelerine, bazıları filmin ortaya attığı Plantoncu gerçekliğin aslında bir algı yanılsaması olduğu fikrine, bazılarıysa sistem eleştirilerine tav oldu (Bunun tam bir dökümü için Tuna Erdem'in Sinema dergisinde üçlemeyle ilgili yazdığı 8 sayfalık yazıyı ısrarla öneririm). Ben şahsen üçüncü gruptanım diyerek başlamak istiyorum :).

Açıkçası modern fizikle okültizmi birleştirip hayatın anlamını spiritüel 'form'da aramaya çalışan her tür yapıma kılımdır. (bkz. what the bleep do we know, kuantum fiziğiyle tanrıyı bulduğunu sanan insanlar vs).

Yukarıda bahsettiklerimden yola çıakrak Serial Experiments Lain'i iki önyargıyla izlemeye başladım (aynı önyargılarım Lost için de geçerli):

1. Metnin ucuz ve basmakalıp bir şekilde "bilimsel" temellere dayandırılması.

2. Siyasi/toplumsal değeri olan bir üst metin.

13. bölümü izledikten sonra önyargılarımın haklı olduğunu düşünüyorum. Dizinin beni tam olarak tatmin edecek bir üst-metni olmadığından, benim gözümde tüm dizi birbirini doğrulayan, tutarlı bir bilimsel temeller çemberinden ibaret. Ama küçük bir nüansla; bu sözümona bilimsel temeller hiç de basit, ucuz ve basmakalıp değil...

Serial Experiments Lain, bence, anlattığından çok, anlatma şekliyle kendini benzerlerinden ayıran bir yapım (benzerleri derken sadece animeleri değil tüm popüler kültür ürünlerini kastediyorum). Gerçekliğin aslında sandığımız gibi olmadığından tutun Tapınak Şövalyelerine kadar dizinin işlediği tüm konular popüler kültürün yakından tanıdığı konular, dolayısıyla içerik bazında dizinin getirdiği pek bir yenilik yok. Dolayısıyla benim için Serial Experiments Lain'in ekürisi Matrix değil de -sınırlı olarak- The Dark Tower serisi ya da Carnivale dizisidir (özellikle biçim, konunun anlatılış tarzı açısından --önemli olan varılan nokta değil de yoldur anlayışı--).

Serial Experiments Lain'i bu kadar muazzam yapan birbirinden çok farklı başlıkları tek bir metinde birleşmesi şüphesiz. İronik olarak bu, aynı zamanda dizinin en zayıf noktası. Birbiriyle bağlantısı çok zor kurulabilen o kadar fazla konu var ki, bunları sistematik bir şekilde bir araya getirmek, bağlamak çok zor.

Mesela Matrix gibi çokkatmanlı okumaya açık bir filmde, olayları birbirine bağlayan çok farklı kendi içinde tutarlı sistemler oluşturulabilirken; Carnivale gibi kurgulanan metinler baştan sona tezli tek bir okumaya yöneliktir. Serial Experiments Lain ise bu ikisi arasında bir yere konumlanır kurgu açısından. Tam olarak tezli bir okuma olmadığı gibi, Matrix gibi birden fazla tutarlı sistematiği de yoktur. Çünkü senaryo sorduğu -yapısal, karakterlere özgü değil- sorulara yanıt verir. Bu yüzden oluşabilecek tek bir tutarlı olaylar zinciri vardır. Diziyi benim gözümde önemli yapan bir diğer faktör de bu aslında: tek bir mantıklı sistem olsa da bu tahmin edilmesi öyle kolay bir şey değil, anlaması çok zor...

[ bundan sonrası bolca spoiler içerir. ]

İşte tam da dizinin sistematik olay örgüsüne geldiğimizde bol spoilerlı ayrı bir parantez açmak lazım. Daha önce söylediğim gibi ben kategorize edip sistematik hale getirme, neden-sonuç ilişkisini deşifre etme işlerinden fazla hoşlanmam (o yüzden Lost'a da fazla yüz vermem, Matrixvari kurguların yanında), bu yüzden gerçekten hakkı verilmiş, tam çözüm babındaki bir sistematik kurgu örneği göstereyim: -link vermek sorun olabilir diye şöyle geçeyim- Ekşisözlük'te 'Serial Experiments Lain' başlığının 2. sayfasındaki 'vehemence'in entrysi mükemmel bir örnek [#9748556 nolu entry].

Söylediğim gibi kurgunun sistematik temeli bakımından Serial Experiments Lain, Matrix gibi çokkatmanlı bir okuma sunmuyor. Dolayısıyla bahsettiğim yazıyı okuyarak dizinin temelde neden-sonuç mantığını, sistematik kurgusunu çözebilirsiniz. Bu mantığı anla(t)mak benim pek hoşuma giden bir şey değil (buna rağmen diziyi güzelleştiren faktörlerden biri bu tekli kurgusunun anlaşılmasının bir hayli çaba gerektirmesi). Bu yüzden yazının bundan sonraki bölümünde benim asıl hoşuma giden tarafa, metaforlardan yola çıkarka felsefi/psikolojik üst metin üzerinde yoğunlaşacağım.

Dizi bir başka açıdan bakılırsa; tüm o çocuklara özgü şirinliği ve Hayao Miyazaki karakterlerine benzer masumiyetiyle 'ayıcıklı pijamalı' Lain'in öyküsü. Senarist; rahatlatıcı olduğu kadar aynılaştırıcı cemaat güdüsüyle/sürü psikolojisiyle hareket eden, diğerlerinden farklı görünmemek uğruna kendi kişiliğini yok sayan bir karakter olan Iwakura Lain'e değişmesi için bir şans verir ve aslında bizim hikayemiz de orada başlar. Diğerlerinden farklı olduğunu ('özel bir gücü olduğu' metaforu) keşfetmeye başlayan Lain, kendini "öteki"ne göre konumlandırmaktan vazgeçtiğinde, "görünmez" olur. Arkadaşları kendisini fark etmez, toplumdan soyutlanır. Ama beklenilenin aksine bu Lain'i güçlendirir.

Böyle bir okuma içerisinde Kablo'nun temsil ettiği de teknolojinin gelişmesine paralel olarak artan iletişimsizlik ve bunun beraberinde getirdiği kendine, yaşadığı topluma yabancılaşmış, atomize bireyler/kitleler.

Diziyle ilgili ufuk açıcı,
hayal gücünü zorlayıcı asıl şeyler ise benim için, emergence ve complexity teorileriyle jungcı 'kolektif bilinçaltı' kavramlarını ustaca birleştirmesi oldu hiç şüphesiz.

Beylik bir örnek olacak ama mesela tek bir karınca temelde bir zeka belirtisi göstermese de bir karıncalardan oluşan bir koloni belli bir ölçüde zeka gösterir. Karıncalara tek tek bakarak, sistemi temel taşlarına indirgersek herhangi bir zeka belirtisine rastlamayız ama sistemin kendisi zeka belirtisi gösterir. İşte tıpkı tek tek karıncalar gibi nöronların da zekaları yoktur ama nöronlar bir araya gelerek bilincimizi yani zeka belirtisi gösteren koloniyi oluşturur. Dizide de buna koşut olarak tek tek insanların bilinçleri bir araya gelerek Dünyanın/düzenin kendi bilincini oluşturuyor. Bu bilinç de kendiliğinden zeki. Bu Jung'ın toplu bilinçaltı kavramını emergence teorisiyle tersine çevirmek dışında aynı zamanda ortaya Hegelci bir tarih anlayışı atar.

Serial Experiments Lain'in, daha önce de belirtildiği üzere türün nitelikli seyircisini, aksiyon-sever konformist izleyiciden ayıracak ölçüde tüketim kültürünün stereotip ürünlerinin ezberini bozması da onu 'animelerin Baskın Oran'ı yapabilecek ölçüde herhalde, artık ne kadar dizinin bir artısıdır ona ortak bilincimiz karar versin :).

Hiç yorum yok: