weis&hickman (dragonlance) - salvatore (forgotten realms) vs gibi yazarların, orjinal/kendi içinde tutarlı evren tasarımlarını beğenip de tolkien'in middle earth'u/arda'sı ile ilgili kitapları okuyamamak; herhalde tolkien'in mevzu bahis yazarlara göre oldukça farklı olan üslubuyla bağlantılı. modern/bestseller fantastik edebiyat eserleri, benim gözlemlediğim kadarıyla, erkek egemen/sade/basit bir dille yazılır. stephen king'in silahşor'ün yeniden gözden geçirilmiş versiyonuna yazdığı önsözde bahsettiği gibi, popüler roman yazarları potansiyel okuru düşünerek yazarken, "ciddi" yazarların ilk kriterleri kendi beğenileri/düşünceleridir. ahkam kesmek gibi olacak ama bugün yazılan çoğu popüler fantastik roman özgün olmayan, sürekli kendini tekrar eden dil kullanımı ve ataerkil-freudyen savaş/kahramanlık fantezileriyle süslü konularıyla, tüm felsefi çıkarımları -şayet varsa o da- basit "ben-öteki" temelli alegorilere indirgeyen temalarıyla; en azından edebiyat tarihi ve entelektüel zevkler açısından herhangi bir şey vaat etmiyor. benim için drizzt de raistlin de güz alacakaranlığı ejderhaları da sadece frp'dir; daha bayağı zevkler vaat eder ama bayağı zevklerin de bir tadı vardır, öyle değil mi? yani hayat sürekli pink floyd/led zeppelin dinleyerek geçmez, arada cardigans da dinlemek lazım...
tolkien'ı bu teraneden ayıran hiç şüphesiz hayalgücünün özgün yaratılarını, fantastik romanda alışılmamış, ağır ama ağırlığıyla birlikte renkli üslubuyla yazıya taşımasıdır. tolkien'in orta dünyası modern fantastik romana göre daha destansıdır, daha edebidir. tema olarak -william gibson gibiler ne derse desin- aynı basit tektip indirgemeyi aşamasa da, orta dünya diğer yaratılan evrenlere benzemez. galiba tolkien için kullanılabilecek en önemli ayraç, bu destansılık ve edebi değerdir. hobbit'te ve roverandom'da sık sık ortaya çıkan yazarın/anlatıcının, hikayenin bütünlüğünü bozan, atmosferi daha masalsı kılan bu dış ses aynı zamanda hikayeyi daha kaderci ve daha az ciddi hale getirir. kadercilik ve ciddiyet; bence bu ikisi sayesinde lotr serisi ve silmarillion, hobbit rover ve kayıp öykülere (bu sonuncusu ile ilgili açıklamayı daha önce yapmıştım, daha az ciddiye aldığım ama yine de çok sevdiğim bir eserdir) oranla daha önemlidir; hem edebiyat tarihi açısından hem de entelektüel anlamda.
bu yüzden gotik edebiyatı ayrı tutarsak fantastik romanın benim kişisel beğenilerime göre doruk noktası --yine söyleyeyim; "bence"-- Ursula Le Guin'dir. le guin romanları hem tüm o freudyen komplekslerden sıyrılmış, hem -king'in tanımına uygun olarak- "ciddi", daha edebi/felsefi değerler taşır. bkz: mülksüzler ve yerdeniz serisi derim...
ayrıca hemen bir şeyi açıklığa kavuşturayım: garden state'i çok severim ama bir haneke filmini ya da bir angelopulos filmini garden state'i izlediğimden daha ciddi bir şekilde izlerim, daha çok ciddiye alırım; bana katacaklarının beni eğlendirmekten öte olduğunun bilinciyle (hiç şüphesiz haneke ve angelopulos filmleri bir garden state'den ya da başka güzel bir popüler filmden daha çok şey bırakacaktır sinema tarihine). ya da ne bileyim six feet under ile nip/tuck arasındaki farka dikkat edin (bkz: forumun tv ile ilgili bölümündeki 6fu başlığında yapılan birkaç yorum --ilk sayfadaki).
yani sözün özü hobbit'i, nip tuck'ı, popüler hollywood filmlerini, the cardigans'ı vs vs yi çok severim, izlerim/okurum/dinlerim ama bir lotr, dispossed, avrupa sineması, pink floyd vs vs kadar değil Smile.
güç yüzüklerine dair'e dair (ben böyle kelime oyununun..) düşüncelerimi gözden geçirmem gerek sanırım. gerçi yine de işin içinde altıkırkbeş olunca korkuyor insan; silmarillion'un ingilizce orjinalini alıp okurum daha iyi Wink. (unfinished tales var bir de tabi..)
tüm tolkien eserlerini okuyup da hala tadına doymamış fanlar da şöyle buyursanlar (Anglo-Sakson ve İskandinav Mitolojilerinin Tolkien eserlerindeki etkisi Middle Earth isminden dahi anlaşılabilir):
http://en.wikipedia.org/wiki/Norse_mythology
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder